lokosit-nedir
Dr. Suat Sarp07-06-2022

Lökosit Nedir? 

Lökositler (leuko: beyaz + cyte: hücre = akyuvar = WBC: White Blood Cell) vücut savunmasında rol alan, vücudun askerleri olan kan hücreleridir. Lökositler ile ilgili merak ettiklerinizi bu yazımızda Dr. Suat Sarp sizin için kaleme aldı.

Lökositler (leuko: beyaz + cyte: hücre = akyuvar = WBC: White Blood Cell) vücut savunmasında rol alan, vücudun askerleri olan kan hücreleridir. Farklı mikroplar ve toksik ajanlarla savaşmak için, lökositler ve lökositlerden kaynaklanan doku hücreleri bir arada çalışarak, yayılmacı mikropları fagositoz (bir hücrenin başka bir hücreyi veya parçacığı içine alarak sindirmesi) ile harap ederek veya yayılmacıyı hasarlayan/etkisizleştiren antikorlar ve duyarlaşmış lenfositler oluşturarak iki yolla hastalıkları önlerler. Bir enfeksiyon‎ durumunda lökosit sayısı çok kısa süre içinde çok hızlı bir şekilde artabilir ve hastalık etkenlerine karşı hızlı bir savaş mümkün olur.

Kemik iliğindeki kök hücrelerden ve az miktarda lenf dokudaki öncü hücrelerden üretilen lökositler lenf damarları aracılığıyla dolaşıma çıkarlar. Lökositler enfeksiyon, enflamasyon (İltihaplanma olarak bilinen enflamasyon, bağışıklık sisteminin vücudu hastalık veya yaralanmalara karşı korumak amacıyla iyileşme sürecinin temelini oluşturan tepkidir) ve ateşli durumlarda kolayca dolaşımdan dokulara geçerek vücut savunmasında rol oynarlar.

Sağlıklı bireylerde lökositler, trombositler‎ (kan pulcukları) ile birlikte tüm kan hücrelerinin %1’ini oluştururlar ve lökosit sayısı mm3 ’te yaklaşık 4.000-10.000 arasında saptanır. Çocukların WBC (lökosit) değerleri yetişkinlerden farklıdır: 0–3 günlük bebekte 9000-34000, 1–2 hafta arasında 5000-20000, 1-6 ay arasında 6000-17500, 7 ay-2 yaş arasında 5500-17000, 2-5 yaş arasında 5500-15500, 5-8 yaş arasında 5000-14500, 13-18 yaş arasında 4500-13000/mm3 olarak bulunur.

Gebelikte, doğum sırası ve lohusalıkta lökosit sayısı herhangi bir infeksiyon olmadan yüksek (13.000 – 15.000/mm3) bulunabilir ve değerler doğumdan sonraki iki hafta içinde genellikle normale döner. Herhangi bir infeksiyonun olup olmadığı, lökosit artışının herhangi bir kan hastalığına bağlı olup olmadığı incelenmelidir.

Lökositler çekirdeklerinin şekillerine göre alt gruplara ayrılırlar:
Polimorfonükleer (çok parçalı çekirdekli) lökositlere, hücre içinde çok miktarda granül (yuvarlak/oval yapı, parçacık) içerdiği için granülositler de denilir; boyanma özelliklerine göre nötrofil/eozinofil/bazofil olarak üç gruba ayrılırlar.

Nötrofilller lökositlerin %60-70’ini oluştururlar (3000-5800/mm3)‎: Bakteriler‎ öncelikli olmak üzere, tüm mikroplara karşı ilk savunma mekanizmasını oluştururlar. Hastalık etkenlerinin etrafını sararak, onları sindirirler (fagositoz); ayrıca allerjik durumlarda ve iltihap (irin) oluşumunda görev alırlar. Kemoterapi sırasında sayıları mikrolitrede 500-1000’nin altına indiğinde, sağlıklı bireyler için tehlikeli olmayan mikroplar bile, kanser hastaları için önemli bir infeksiyon tehdidi haline gelirler.

Eozinofiller lökositlerin %1-3’ünü oluştururlar (50-250/mm3): Temel görevleri vücudu parazitlere ve alerjik reaksiyonların yol açtığı iltihaplanmalara karşı korumaktır. Fagosite edilemeyecek kadar büyük parazitlere tutunurlar ve salgıladıkları maddelerle parazitleri öldürürler. Alerjik reaksiyonlarda sayıları artar ve granüllerinin içlerindeki maddeleri salgılarlar.

Bazofiller lökositlerin %0,75 kadarını oluştururlar (15-50/mm3): Temel görevleri bağışıklık gözetimi yaparak erken kanserleşmelerin saptanıp yok edilmesi ve yaraların onarımıdır.
Granüllerinin içerisinde alerjiyi ve enflamasyon bulgularını ortaya çıkaracak çok sayıda madde (histamin, heparin, bradikinin gibi damar üzerine etkili vazoaktif maddeler, çeşitli enzimler ve sitokinler) vardır. Alerjik reaksiyonlarda sayıları çok artarak, histamin salgılayarak vücudun immünglobulin E adlı antikoru üretmesini sağlarlar. Diğer lökositlerin infektif alana daha çabuk ve engelsiz ulaşmaları için damarları gevşeten histamini ve kanın akışkanlığını arttıran heparini salgılarlar.

Mononükleer (tek parçalı çekirdekli) lökositler içlerinde granül olmadığı için agranülositler olarak da adlandırılırlar; monosit/lenfosit olarak iki gruba ayrılırlar:

Lenfositler lökositlerin %25-30’unu oluştururlar (1500-3000/mm3): Mikroplara yapışan ve onların granülositler tarafından düşman olarak algılanmasını sağlayan küçük proteinler olan antikorları üretirler. Hedefe yönelik olarak hastalık etkenlerini tanıyıp yok ettiklerinden, bağışıklık sistemi için çok önemlidirler, özellikle virüslere karşı savaşta çok büyük rol oynarlar; bağışıklık sağlayarak vücudun daha önce karşılaşmış olduğu mikropları tekrar hatırlamasını sağlarlar.

Monositler lökositlerin %3-7’sini oluştururlar (285-500/mm3): Doku içinde ilerleyebilen ve fagositoz yapan büyük hücreler olarak (makrofaj) mikropları/yabancı cisimleri/ölü vücut hücrelerini yok ederler. Sindirdikleri mikropların bazı parçalarını yüzeylerinde tutarak lenfositler‎i bağışıklık cevabı oluşturmak için uyarırlar.

İdrarda Lökosit

Sabah yapılan ilk idrar ile ölçülen (idrarın ilk kısmı dışarı yapılır, orta kısmı -temiz/kuru/tek kullanımlık- bir kapta toplanır, son kısmı dışarı atılır) ve idrarda bulunması normal kabul edilen lökosit aralığı tam idrar testinde (TİT) 0-5 kadardır. İdrarda lökosit seviyesinin normal düzeyin üzerinde (5 lökositten yüksek) olmasının en sık rastlanan sebebi idrar yolu enfeksiyonlarıdır, kadınlarda (sistit) daha sık rastlanır. Bulanık/kötü kokulu idrar, ağrılı/sık idrara çıkma, ateş/titreme, idrarda kan varlığı, kadınlarda pelvik ağrı gibi belirtiler uyarıcı olmalıdır. Uzun süre idrarı tutmak da enfeksiyon riskini artırır. Enfeksiyonun tedavi edilmesi gerekir; B ve C vitamini takviyesi idrarda lökosit düzeyinin azalmasına yardımcıdır. Ayrıca boşaltım sistemi taşları -tıkanıklık sebebiyle idrarın vücuttan atılımını zorlaştırarak bakteri oluşumuna zemin hazırlayarak- ve erkeklerde prostat büyümesi, kadınlarda jinekolojik tümör varlığında da idrarda lökosit görülebilir. Yine bazı kanserler, kan hastalıkları ve bazı ilaçların kullanımına bağlı olarak da idrarda lökosit yüksekliği gözlenebilir.

Kanda Lökosit Yüksekliği (Lökositoz)

Lökositlerin mm3 ’te 10.000’den fazla olmasına lökositoz (lökosit sayısının artması) denir. İnfeksiyonlar (virüs, bakteri, mantar, parazit infeksiyonları), romatizmal hastalıklar/kanserler/iltihabi bağırsak hastalıkları gibi inflamatuar hastalıklar, dalağın alınması (splenektomi) sonrası, lösemiler, kemik iliğinin aşırı üretim yaptığı myeloproliferatif hastalıklar, kalp krizi, anksiyete ve yoğun stres, sigara, ilaç kullanımı, hemolitik kan parçalanması hastalıkları, hormon bozuklukları, gebelik, alerjik hastalıklar vb durumlar lökositozda ilk akla gelen nedenlerdir.

Lökositoz sebebi infeksiyon ise uygun antibiyotik tedavisi gereklidir. Gereksiz antibiyotik kullanımından, antibiyotik direncine yol açmamak ve lökositoza yol açan hastalığın tanısını geciktirmemek için kaçınılmalıdır. Bu nedenle infeksiyon belirtileri olan ateş, üşüme, titreme, boğaz ağrısı, geniz akıntısı, öksürük, balgam, idrarda yanma, ishal, karın ağrısı, kırıklık vb iyi değerlendirilmelidir. İlaçlara bağlı lökositoz ilacın kesilmesiyle normale döner. Yine sigaranın bırakılmasıyla lökosit yüksekliği yaklaşık 6 ay içinde düşecektir. Romatizmal, hematolojik hastalıklar, kanserler, kalp krizi, anksiyete, stres durumlarında uygun tedavi ile lökositoz normale getirilir.

Lökosit ve CRP yüksekliği öncelikle infeksiyon durumunu akla getirir. CRP karaciğer tarafından üretilen ve yangı veya iltihap durumunda yüksekliği tespit edilen bir proteindir. Her türlü infeksiyon durumunda, romatizmal hastalıklarda, kronik bağırsak hastalıklarında, kalp krizinde ve kanserlerde yükselebilir.

Lökosit ve lenfosit yüksekliği başta virüslere bağlı oluşan infeksiyonlarda, ayrıca bazı romatimal hastalıklarda, dalağın ameliyatla çıkarılması durumunda, ilaçlara bağlı ve bazı lösemi tiplerinde meydana gelir.

Lökosit ve trombosit yüksekliğinin en sık nedeni vücutta oluşan bir infeksiyon ve iltihap durumudur. Özellikle bakteri infeksiyonları, ayrıca kronik myeloid lösemide,myeloproliferatif hastalıklarda, bazı romatizmal hastalıklarda, hemoliz (kan hücrelerinin parçalanması) ile giden durumlarda, dalağın ameliyatla alınması durumunda, bazı cerrahi operasyonlar sonrasında, bazı alerjik hastalıklarda görülebilir.

Kanda Lökosit Düşüklüğü (Lökopeni)

Lökositlerin mm3’te 4.000’den az olmasına lökopeni (lökosit sayısının azalması) denir. Viral infeksiyonlar, kemik iliği hastalıkları, kemik iliğini işgal eden kanserler, otoimmün hastalıklar, ilaçlar, infeksiyöz ve enflamatuar hastalıklar, aplastik anemi/myelodisplastik sendrom gibi kemik iliği yetmezlikleri, kemoterapi, radyoterapi, ileri derecede dalak büyüklüğü, lösemiler, romatizmal hastalıklar, beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri, verem (tüberküloz) vb. lökopenide ilk akla gelen nedenlerdir.

Lökopeninin en önemli sonucu, sık sık infeksiyona yakalanmak olarak karşımıza çıkmaktadır. Altta yatan nedene bağlı olarak ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, vücut/kemik/eklem ağrıları, lökopeni ile birlikte pıhtılaşma hücrelerinin ve eritrositlerin düşmesine neden olan hastalıklarda ise halsizlik, yorgunluk, vücutta morarma ve kanamalar izlenebilir. Virüs (grip, nezle dahil) hastalıklarında, hastalık iyileştikten sonra lökosit sayısı kendiliğinden normale döner. Kemik iliği hastalıklarında bağışıklık sistemini baskılayıcı, kök hücre uyarıcı ilaç tedavisi veya kök hücre nakli tedavisi; kemik iliğini işgal eden organ kanserleri veya lösemilerde o hastalığa yönelik kemoterapi, hedef tedaviler, akılllı ilaçlar, immünoterapi uygulanabilir. Bağışıklık sisteminin bu hücreleri ve kemik iliğini harap ettiği ve sayısını azalttığı otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır. Bakteri/mantar/parazitlerin yol açtığı infeksiyonlarda uygun antibiyotik kullanımı ile lökosit değerleri normale getirilir. İlaca bağlı durumlarda, neden olan ilacın kesilmesi değerlerin normale gelmesini sağlar. Dalak büyümesi sebebiyle lökositlerin dalak içinde göllenmesine bağlı lökopeniler bazen dalağın alınması ile düzelebilir.

Lökosit ve trombosit düşüklüğünün en sık üst solunum yolu infeksiyonu yapan viral etkenler (nezle, grip); diğer virüslere bağlı infeksiyonlarda da görülebilir. Hemoglobin düşüklüğü de eşlik ediyorsa olası tüm kemik iliği tembellikleri, lösemiler ve diğer kan hastalıkları açısından araştırmak gerekir.

Beyaz küre düşüklüğü ve yüksekliği ile kanser oluşumu arasında direkt bir bağlantı veya ilişki bulunmamaktadır. Fakat hematolojik kanserler dediğimiz lösemi, lenfoma ve miyelom hastalığında ve bazı organ kanserlerinde beyaz küre düşüklüğü veya yüksekliği görülebilir.
Hemen hemen tüm lösemi çeşitlerinde sadece beyaz küre düşüklüğü veya yüksekliği tek laboratuvar bulgusu değildir. Çoğu lösemide bunlara ilave olarak pıhtılaşma hücrelerinin sayısında ve hemoglobinde düşüklük veya yükseklik görülebilir.

Bağışıklık sistemini desteklemenin en sağlıklı yolu, yaşam tarzı değişikliği ile olumsuz etkenlerden uzak durabilmek ve aktif ve düzenli egzersiz yapmaktır. Kanda %30’u dolaşıp, %70’i damar çeperine yapışık olarak bekleyen lökositlerin, günlük 10-15 dakika aktif egzersiz ile (koşma, zıplama, ısınma egzersizleri vb) oranları tersine dönmektedir. Yani duşa girmeden önce bile yapılabilecek bu kısa süreli aktif egzersizler, vücudumuzun mikroplarla savaşan askerleri olan lökositlerin %70’ini dolaşıma salacak, nöbetçi asker oranını %70’den %30’a indirecek, aktif savunmayı arttıracaktır. Spor yapanların kolay hasta olmamasını sağlayan bu mekanizma, yaşam tarzı değişikliği yaparak aktif egzersizi hayatımıza sokmamız için önemli bir nedendir.

“Burada bulunan içeriğimize erişim sağlamadan önce internet sitemizin kullanım koşullarını incelemeni tavsiye ederiz.”

NN ve Albert Sağlık iş birliği ile
nn logo
albert health logo

Copyright © 2022 İyi Hayat